Türk Dili Grubumuz Çalışmalarına Devam Ediyor
İskenderiye Kütüphanesi Projesi kapsamında yaptığımız Türk Dili adlı çalışmamızın dâhilinde her hafta kaynak göstererek yayınladığımız makalelerin ikincisinde, ‘Peyami Safa’ya göre Türk Dili’ adlı makaleyi paylaşacağız. Peyami Safa’nın Türkçenin belli başlı sorunları ve bu sorunların çözümüyle ilgili ortaya çıkardığı düşüncüleri anlatılan bu makalenin herkes için faydalı olacağını düşünüyorum.
PEYAMİ SAFA’YA GÖRE TÜRK DİLİ
Türk Dilinde Sadeleşme Hareketleri
Peyami Safa’nın özellikle Genç Kalemler ile sistemleşen sadeleşme hareketine cephe aldığını
görüyoruz. “Lisân için, fikrin fedâ edilemeyeceği” kanaatinde olan Safa, lisânı sadeleştirmek için basit fikirlerin sınırlı lügati içinde bocalamayı gericilik olarak -kendi ifadesiyle söyleyelim- “tereddî” olarak nitelendirir ve bu yüzden Genç Kalemler’in önemli isimlerinden Ömer Seyfettin’i tenkit eder. Safa’ya göre Ömer Seyfettin’in eserlerinde “muğlak bir ruh tahliline rastlayamadığımız gibi, sadelik fikri onda basitliğe dönmüştür.” Safa (1932a)
Genç Kalemler’in konuşma dilini yazı diline yaklaştırma gayesini de eleştirir.
Yine Peyami Safa, konuşma dilinin yazı dilinden ayrılması gerektiğini, konuşurken mimik ve jest yardımlarının birçok kelimeyi tasarruf ettirmesinden hareketle izah eder. Fakat yazı dilinde böyle bir kolaylık yoktur.
Türk Dili ve Yabancı Kelimeler
Peyami Safa’ya göre hiçbir dil, “öz”, “sâfiyet” hâlinde değildir. Çünkü evrensel münasebetler dil üzerinde etki ve tesir sahibidir. Safa(1932b) Bu anlamda her dil başka dillerin terkibidir. Bu yüzden “öztürkçe” talebinde bulunanlar “itidâlli” olmak zorundadır. Safa(1958a)
Safa’ya göre dilimize giren her kelime, lügatimize alınmamalıdır. Evvela onun bizimle aynîleşmesi, bizim malımız olması gerekir. “Tebâsını değiştiren her yabancı Türk olamayacağı gibi, imlâsını değiştiren her kelime de kolayca Türk lügatinde yer alamaz.”
Peyami Safa, her konuda olduğu gibi, dil münakaşasında da aşırılıktan uzak durulmasını istemektedir: Aşırı yabancı kelime düşmanlığı nasıl bir dil taassubu ise, Türkçe karşılığı bulunan veya bulunabilecek olan yabancı kelime hayranlığı da züppeliktir. Zaten bu memleket ne çekmiş ve çekiyorsa softa ve züppe kafası yüzünden çekmiyor mu? Safa (1958a)
Bu münakaşada belki yarımşar yarımşar, fakat herkes haklıdır. İçinde yabancı kelime olmayan tek bir medenî lisan yoktur; yabancı kelimeden korkmayalım. Fakat yabancı kelimelere kapılarını ardına kadar açmış tek bir medenî lisan da yoktur. Lisanın kapıları önüne kontrol koyalım. Bu kontrol, ne maarif müfettişidir, ne de dil kurumu üyesi. Bu kontrol Türk sanatkârının zevkidir: Ona güveniniz. Safa (1999, s. 71.)
Terimler
Peyami Safa, terim kargaşalığının ana sebebi olarak eğitim kurumlarının sistemsiz oluşunu gösterir. O terim meselesinde ana dille mektep, hayat diliyle mektep, kültür diliyle mektep ve sonuçta mekteple mektep arasında bir alakanın aranması ve bir “vahdet”e varılmasını ister. Çünkü bu birlik olmadığı için liseden üniversiteye geçen öğrenci ya tıp fakültesinde olduğu gibi Lâtince terimlerle ya da edebiyat fakültesinde olduğu gibi Arapça, Farsça, Latince, Fransızca, Yunanca ve Türkçeden mürekkep ıstılahlarla karşılaşmaktadır. Bütün bu terim karmaşasının giderilmesi Safa’ya göre sistemin yeni baştan yapılandırılmasıyla mümkündür.
Harf Devrimi
Peyami Safa, başlangıçta Harf Devrimine karşı ciddî bir muhalefet göstermesine rağmen söz konusu değişimden sonra geriye dönüşün imkânsız olduğunu görmüş ve hatta okullar için gramer kitapları dahî yazmıştır.(Ayvazoğlu, 1998, s.103) Buna rağmen Peyami Safa, okullarda Latin harflerinin yanı sıra Arap harflerinin de okutulması taraftarıdır. Bu düşüncesinin temelinde kültürün devamlılığı fikrine inanmış olması vardır. Peyami Safa, Arap harflerini öğrenmeyi ilimde derinleşmenin ilk ve temel adımlarından biri olarak görür. Ona göre “Arap harfi bilmeyen bir genç için Türk tarihinde ve Türk edebiyatında orta seviyeyi bulacak kadar derinleşmek imkânsızdır.”Safa (1999, s.54)
Öztürkçe
Harf devriminin doğal neticesi olarak dilimizin Arapça ve Farsça kelimelerden mümkün olduğunca ayıklanmasına çalışıldı ve atılan kelimelerin yerine öztürkçe karşılıklar bulma yoluna gidildi. Ancak söz konusu uğraşıda o derece ileri gidilmişti ki Atatürk bir bakıma bu aşırılığı engellemek için Güneş- Dil Teorisi’ni ortaya atmak zorunda kaldı. Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra Dil Kurumu, adeta zaptedildi ve dil istismarcıları 1980 yılına kadar, kendi fikirlerinin dışında olanları ya istifaya zorlayarak yahut da zor kullanarak Kurum’dan uzaklaştırdı. Aralarında Fuat Köprülü, Halide Edip, Yahya Kemal, Hüseyin Cahit gibi insanlar istifa ederek Kurum’dan ayrılırken, Falih Rıfkı, Halit Fahri, İsmail Habib Sevük, Ahmet Cevat Emre, Besim Atalay, Tahsin Banguğlu, Abdülkadir İnan, Ahmet Temir, Ali Fehmi Karamanlıoğlu, Muharrem Ergin, Faruk Kadri Timurtaş, Osman Nedim Tuna, Necmettin Hacıeminoğlu ve Peyami Safa gibi yazar, dilbilimci, akademisyen, genç yaşlı herkes Kurum’dan atılmış, istifaya zorlanmış veya pasif hale getirilmişti.
Peyami Safa da Türk Dil Kurumu’ndan uzaklaştırılmıştır; çünkü o, temelde öz bir dilin olamayacağı fikrindedir. “Milletler arasında zaruri kültür mübadeleleri neticesinde her
dil yabancı dillerden kelime almıştır. Her dil mürekkeptir.” Safa (1958a)
Öztürkçe’nin bir hayal olduğu anlaşılmıştır. Çünkü Arapça ve Farsça kelimelere yeni karşılıklar bulunamadığı gibi, uydurulanlar da yaşamamıştır. Safa (1958c)
Bazı yazıcılar, mesela ‘icâp ettiği’ veya ‘lâzım geldiği’ sözünü kullanmamak için ‘gerekleştiği’ gibi aykırı neolojizmler uyduruyorlar. Daha beteri var: Şimal Türklerinin aramızda hiç duyulmamış, lehçemize ve şivemize uymayan, bize Japonca’dan daha yabancı sözlerini tereddüt etmeden dilimize sokmak istiyorlar. (Safa,1997)
Aslında öztürkçe savunucularının pek çoğu tarihe ve geleneğe cephe almış insanlardı. Tarihten ve gelenekten uzak uydurma bir “istikbâl tasavvuru”, Mehmet Kaplan’ın tespitiyle onları mâziyi inkâr etme yoluna götürmüştü. (Kaplan,1997,s 183.) Bu yüzden Dil devrimi temel maksadından uzaklaştırılmış ve uzun yıllar istismar edilmiştir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Peyami Safa, dile ait problemlerin çözümünde edebiyatçılara daha fazla yer verilmesini istemektedir. Safa’ya göre edebiyatçılar, dilcilerin araştırmalarından çıkacak sonucu beklemek yerine bizzat soruna müdahale etmelidir.
Peyami Safa, dille ilgili problemlerin çözümünün zamana yayılması görüşündedir.Ona göre alelacele ve üstünkörü kararlar yanlış sonuçlar doğurabilir. Bir ‘paradoks’ gibi görünür ama, hakikatin ta kendisidir: Dil işinde hızlı gitmenin en büyük şartı yavaş gitmektir. Bu o kadar böyledir ki, tekâmülün ritmine uyarsak, birkaç yıl sonra geriye baktığımız zaman büyük bir mesafeyi ışık hızıyla aştığımızı göreceğiz. Çünkü ferdî hayatımız içinde bize yavaş ‘gelen’ şey, çok defa, millî zaman ve tarih içinde, ancak mâziye geçtikten sonra idrak edebileceğimiz bir çabukluğun sırrını taşır. Safa (1999, s. 110)
Peyami Safa, bütün bunların gerçekleşmesi için bir “akademi”nin varlığını zorunlu görür. O, dil’le ilgili problemlerin çözümünün bu akademi vasıtasıyla gerçekleşeceğine inanır. Dilciler ve edebiyatçıların hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle anlaşamamalarının temelinde onları biraraya getirecek bir akademinin yokluğu olduğunu söyleyen Safa, akademinin varlığıyla hem bu ihtilafların biteceğini hem de lisan davasında meydana gelen bu birliğin dildeki kargaşalığa ve ikiliğe son vereceği fikrindedir.
Arş. Gör. Yusuf Akçay
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

December 25th, 2008 at 03:58
başından sonuna kadar hiç sıkılmadan okuduğum bir yazı.kısa ve güzel olmuş,lütfen böyle devam etsin.grupta yer almasak da bu şekilde yararlanabilmek oldukça güzel,teşekkürler
June 12th, 2009 at 22:44
sn . akçay,
makalenizi ilgiyle okudum.izin verirseniz islahı huruf cemiyetiyle ilgili internet ortamında keşfettiğim çalışmanıza bir küçük katkıda bulunmak istiyorum,bahsi geçen mülkiyeli ali nuret bey sonradan ÖLÇÜ soyadını almıştır
saygıyla